Gürkan ve Kalemi

Tamamen Kişisel

Batı İnsanının İçine Düştüğü Bunalım


yazı kapak resmi

Daha önce Babalar Günü hakkındaki yazımı okurken farkettim; bu bazı gün ve haftalar hep özel bir neden Batı toplumu tarafından tespit ve tayin edilerek dünyaya yayılmış. Anneler Günü, Yılbaşı, Babalar Günü, Sevgililer Günü… Liste uzayıp gider. Tabi mesela faydalı günler de var: AİDS Günü, Tiyatrolar Günü gibi. Burada bu son bahsettiğim ve faydalı denilebilecek günlerden bahsetmeyeceğim.

Babalar Günü gibi günlerin bir hikayesi olduğunu tespit etmek zor değil. Örneğin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, esasında bir işçi hareketinin eseridir. İlk zamanlarda Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanırken sonradan daha genel bir isimle anılmış ve adına Dünya Kadınlar Günü denilmiş ve bu şekilde kabul görmüştür. Bu tarihsel bilgiler ışığında, mesela bu işçi hareketinin başladığı sırada hayatını kaybedenleri sonraki zamanlarda da anmak için bugüne önem atfetme, kabul edilebilir birşeydir. Veya mesela Dünya AİDS Günü’nde olduğu gibi, bir hastalık hakkında tüm dünyayı bilinçlendirme, bilgilendirme noktasında çeşitli etkinliklerin düzenlendiği özel bir gün, pekala anlamlıdır. Öte taraftan kimileri, bu özel günlerin kapitalizmin bir tür para tuzağı olduğunu iddia etmekte. Doğru olabilir. Her sene düzenlenen kampanyalar, piyasaya sırf bugünler vesilesiyle sürülen ürünler belki de bu iddianın ispatıdır.

Olaya bizim penceremizden bakarsak, hayatımızda her an başımızın tacı olan babalarımız, annelerimiz veya sevgililerimiz için hususi birgün tahsis etmek bizce mümkün değil. Bu insanlar bir ömür yanımızda görmek istediğimiz, yokluklarında hasretleriyle yanıp tutuştuğumuz insanlar. Bu insanları ve onlara duyduğumuz sevgiyi neden sadece özel bir güne sığdırmaya çalışalım ki? Bir dakika. Galiba birşeyler netleşiyor. Fotoğraf biraz daha berrak şimdi. Biraz daha bakış açımızı derinleştirirsek sanırım bir yerlere varabileceğiz. Bunun için önce kişisel ve toplumsal aynamızdan kendimize bakalım.

Bizim kültürümüz, tarihin en eski uygarlıklarının üzerine inşa edildiği ve bundan da öte zaten başlı başına bir uygarlık mirası barındırdığı gibi 1400 yıllık İslam geleneğinden de çok fazla nasibi olan bir değerimizdir. Bizim için vatan, millet, devlet gibi kavramlardan sonra mesela aile dediğimiz kavram pek kıymetlidir. Hoş, 21.yüzyılda özellikle ülkemizde yaşayan bir kısım zamane insanı, artık evliliği pek umursamıyor. “Dost hayatı” diye bir kavram ortaya atılmış durumda. Gayr-i meşru ilişkinin bir diğer adı olan bu dost hayatı, evliliğin ve aile kurumunun yerine konulmaya çalışılıyor. Her neyse. Ne diyordum? Evet, aile. Bizde aile çok önemlidir. Annemiz, babamız ve kardeşlerimizle birlikte aynı evin içinde uzun yıllar aynı ortamda yaşar, aynı havayı soluruz. Pekçok şeyi paylaşırız. Annemiz ve babamız ise bizim için bambaşka insanlardır. Yeri geldiğinde en yakın arkadaşımız, en yakın sırdaşımız, öğretmenimiz, kılavuzumuz kısaca herşeyimizdirler. Onlar olmadan yapamayız. 30 yaşına da gelsek, 50 yaşına da gelsek onların engin hayat deneyimleri, derin bakış açıları bize hep lazımdır. Bu durum belki Batı toplumlarında da geçerli bir haldir. Çünkü insanoğlu “anne”, “baba”, “kardeş”, “sevgili” gibi anlam bakımından özellik atfettiği insanlara her yerde muhtaçtır. Ama mesela Batı toplumları ile bu noktalarda ayrıldığımız hep anlatılır. Hatta Batı menşeli dizilerde, filmlerde bile bunu görürüz. Örneğin bizde çocuk yetişkin olduktan sonra bile anne ve babasının koruması altındadır. Anne ve babalarımız bizleri hep merak ederler. Batı toplumları ise bu noktada epey bir rahattırlar. Bu bir umursamazlık mıdır yoksa çocuğun yetişkin olduğunda, hukuk karşısında yetişkin kabul edilmesinden ötürü duyulan bir saygı ve güvenin yansıması mıdır, bilemiyorum. İşte bu temel farklardan ötürü belki de Batı toplumlarında bir tür bunalım halinin ortaya çıktığını söylesem yanlış olur mu acaba?

Sonora Smart Dodd, bir pazar günü kilisede, Anneler Günü kutlamaları esnasında, son çocuğunu dünyaya getirirken ölen annesinden sonra bir savaş gazisi olan babası W. Jackson Smart’ın annelik görevini üstlendiğini, kendisi ve diğer beş erkek kardeşini büyük fedakarlıklarla yetiştirmeye çalıştığını düşünür ve babalar için de bir gün olması gerektiğine karar verir.

Bu alıntıyla yukarıda yazdıklarımı birlikte düşününce Batı insanının nasıl bir ruh hali içinde olduğu sanki belli oluyor. Aile kavramına pek önem atfetmeyen Batı toplumu, içine düştüğü bazı sıkıntıların ve sorunların çözümünü özel günlerde arıyor anlaşılan.

Bilmiyorum, ne kadar doğru bir tespit olmuştur. Ama bu özel günlerin Batı’da ortaya çıkışı meselesi bence ciddi ciddi incelenmesi gereken bir konu.